İllet Hikmet ve Mahremsiz Yolculuk

Ulemâmızın âdeti olduğu üzere bir mesele üzerinde konuşurken ya da meseleyi ilmî bir zeminde tartışırken öncelikle konuyla alakalı anahtar kelimelerin tanımlarını yaparak işe başlamak gerekiyor. Konuları bu şekilde ele almanın en sağlıklı yol olduğuna inananlardanım. Aksi takdirde, konunun anlaşılması muhatapları açısından daha da güç bir hale gelir. Bu yazıdaki anahtar kavramlardan birisi olan illetin tanımı yapalım:

‘İllet; fıkıhta, hüküm çıkarmada önemli bir yer tutan ve temel şer’î delillerden biri olan kıyasın dayandığı esastır. Kıyas, hakkında nass bulunmayan bir meselenin hükmünü, aralarındaki illet birliği sebebiyle, Kitap veya sünnette hükmü bilinen meseleye göre açıklamaktır. İllet ise, zâhir, mazbut ve hüküm için münasip bir vasıf şeklinde tanımlanmıştır. İllet, hükümlerin tespitinde ve geçerliliğinde önemlidir. Zira hükümler illetleri ile birlikte mevcuttur. İllet değiştiğinde veya ortadan kalktığında, hüküm de buna uygun olarak değişir veya ortadan kalkar. İslâm’ın evrenselliği ve her çağa hitap etmesi, bu illetlerin tespiti ve bu illetler doğrultusunda nassların zaman ve şartlara göre okunmasıyla gerçekleşir.’

Konumuzla alakalı olması hasebiyle fıkıhtaki şu kaideden söz etmemiz gerekiyor; ‘Hükümler hikmetlere değil, illetlere bağlıdır.’ Tek başına bu cümle yeterince açık ve net olmayabilir; ancak Bediüzzaman Said Nursî’nin açıklamaları eşliğinde okuduğunda kaideden kastın ne olduğu daha iyi anlaşılıyor: ‘Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise; tercihe sebebdir, îcaba icada medar değildir. İllet ise, vücuduna medardır. Meselâ: Seferde namaz kasredilir, iki rekât kılınır. Şu ruhsat-ı şer’iyenin illeti seferdir, hikmeti ise meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünkü illet var. Fakat sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz. İşte şu hakikatın aksine olarak, şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti illet yerine ikame edip ona göre hükmediyor. Elbette böyle içtihadat arziyedir, semavî değildir.’

Bediüzzaman Said Nursî merhumdan yaptığım yukarıdaki naklin son cümlesi gerçekten de câlib-î dikkattir. Tekrar okumakta fayda var: ‘İşte şu hakikatın aksine olarak, şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti illet yerine ikame edip ona göre hükmediyor. Elbette böyle içtihadat arziyedir, semavî değildir.’ Üstâdın bahsettiği gibi, günümüzde illet ile hikmet çoğu zaman karıştırılmaktadır. Kadının mahremsiz yolculuğu meselesinin konuşulduğu, tartışıldığı ortamlarda sergilenen benzer bir usûlsüzlük ve hokkabazlık dikkatlerden kaçmamaktadır.

Kadının mahremsiz yolculuğu meselesinde hikmet ile illeti karıştıranlar şöyle diyor: ‘Kadının mahremsiz yolculuğa çıkamamasının illeti emniyetsizliktir. Emniyet kadınlarla dahi elde edilirse, kadın yanında mahremi yokken de onlarla yolculuğa çıkabilir.’ Asla unutmamamız gereken bir husus var: Yukarıda gördüğümüz üzere, hükümler illetlere bağlıdır. Böyle olduğuna göre, illetleri şahsî görüşlere göre belirlemek mümkün değildir; çünkü illetlerin şahsî görüşlere göre belirlendiği bir din oyuncak haline gelmiş bir dindir. Böyle bir tehlikenin farkında olan ulemâmız, illetlerin tespitinde bir takım şartlara uyulması gerektiğini ifade etmiştir. Kısaca temas etmek gerekirse;

‘İlletin tespitinde bazı şartlara uyulması gerekir. Bu şartlardan birincisi, illetin zâhir bir vasıf olmasıdır. Başka bir deyişle illet, bir şeyi ispat etmeye elverişli olmalıdır. İkincisi mazbut olması gerekir. Yani illet, kişilere, durumlara ve çevrelere göre değişmemeli, belirli, istikrarlı bir vasıf olmalıdır. İllet ile hüküm arasında uygun bir bağıntı bulunmalıdır. Dördüncüsü, kıyas yapılabilmesi için illet teşkil eden vasfın, ait olduğu hükme münhasır kalmayıp, geçebilir, sirâyet edici olması gerekir. Son olarak, vasfın muteber olmadığını gösteren bir delil bulunmamalıdır. Nasslara aykırı olan her türlü sebep veya maslahat, hükmü ispat için elverişli bir illet sayılmaz.’

Umarım mesele zihinlerinizde netleşmeye başlamıştır. Tam da bu noktada şu soruyu sormamız icap ediyor: Kadının mahremsiz yolculuğu meselesinde illetin emniyetsizlik olduğunu iddia edenler, yukarıda da zikrettiğim illetin tespitinde uyulması gereken şartlardan hangilerine uymak suretiyle iddialarını delillendirebiliyorlar? Açık konuşmak gerekirse; kadının mahremsiz yolculuğu ile alakalı haylî araştırmalar yapmış bir kardeşiniz olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; emniyet sağlandığı takdirde kadının mahremsiz yolculuk yapabileceğine dair en ufak bir nass bilmiyorum. Bilen, bulan varsa lütfen beni bilgilendirsin, yanlışım varsa düzeltmeye her zaman hazırım.

Günümüzde modernizmin etkisi altında kalmış bazı zevâtın kadının mahremsiz yolculuk yapabileceğini iddia ettiklerini ve buna cevaz verdiklerini görüyoruz. Bu iddiayı dillendirenlerden sâdır olan sözler üç aşağı beş yukarı aynı: ‘Modern zamanlarda yapılan yolculuklar, geçmişte yapılan yolculuklara göre çok değişti. Bugünkü şartlar ile Allah Rasulü’nün (sav) yaşadığı dönemin şartları aynı değil. Eski zamanlardaki susuz çöller, hırsızlar, eşkıyalar artık yok. Otobüs, uçak gibi modern ulaşım araçları sayesinde insanlar bir arada güvenli bir şekilde yolculuk yapıyor. Fıkıhta da zaten; ‘Zamanın değişmesiyle ahkâm da değişir.’ şeklinde bir kaide vardır.’

Modernizm cereyanında kalmalarından ötürü zihni bulanmış, yukarıdaki iddiaların sahiplerine en güzel cevabı çağdaş muhakkik âlimlerden Mufti Muhammed b. Âdem el-Kevserî Hocaefendi şu şekilde veriyor: ‘Kadının mahremsiz yolculuk yapmasına cevaz veren yukarıdaki anlayış birkaç yönden hatalıdır. İlk olarak; ‘Zamanın değişmesiyle ahkâm da değişir’ şeklindeki fıkıh kaidesi kadim fukaha tarafından da kabul edilen bir kaidedir; ancak izaha muhtaçtır. Bahsi geçen kaide, çağın ve zamanın değişmesiyle şeriatın hükümlerinin de değişebileceğini ifade etmiyor. Zamanın değişmesiyle değişebilecek hükümler örf ve âdete taalluk eden hükümlerdir. Nitekim Kuran ve Sünnetten delilini alan hükümler asla değişmez. Usul-ü fıkıh âlimleri, Kuran ve Sünnete muhalif örf, adet veya geleneğin kabul edilemeyeceğini vurgulamışlardır.

İkinci olarak; Hikmet ile illet arasında fark vardır. Şeriatta hükümler hikmetlere değil illetlere bağlıdır. Örneğin; sarhoş edici şeylerin yasaklanmasının hikmeti insanlar arasındaki ilişkileri bozması, kişiyi Allah’ı anmaktan alıkoymasıdır. Allah Teâlâ sarhoş edici şeyleri bu hikmetlere binaen haram kılmıştır. Peki, bir kimse kalkıp da; ‘İçki içip sarhoş olacağım; ama bunu kendimi bir odaya kilitleyerek yapacağım. Bu sayede kimseye zarar vermeyeceğim, dolayısıyla bu yaptığım fiil helâldir’ diyebilir mi hiç? Her ne kadar sarhoş edici şeylerin haram kılınmasının hikmeti insanlar arasına düşmanlık sokmak olsa da, illeti bu maddelerin insanı sarhoş etmesi ve Allah’ın bunu haram kılmasıdır.

Bu hususu günümüzde daha kolay kavrayabiliyoruz. Kural, kırmızı ışıkta sürücülerin durması gerektiğini söyler. Bu kuralın hikmeti kırmızı ışık yanınca durmak ve kazaları engellemektir. Bu kuralın illeti ise kırmızı ışığın yanmasıdır. Şimdi düşünün; bir sürücü gece yarısı aracını kullanıyor ve kırmızı ışık yandı. Etrafta da herhangi bir araç yok. Eğer ki kural hikmete bağlı olsa, yani amaç kazayı engellemek olsa, bu durumdaki bir sürücünün kırmızı ışıkta geçmesi yasak olmazdı. Çünkü gecenin yarısı ve çevrede başka hiçbir araç yok ve dolayısıyla kaza riski de bulunmuyor. Ancak bilindiği gibi, kaza ihtimali olmasa dahi sürücü kırmızı ışıkta durmak zorundadır. Yoksa yakalanırsa tutuklanır; çünkü kural illete bağlıdır, hikmete değil.’

Diyanet İşleri Dini Kavramlar Sözlüğü, İllet Maddesi
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yirmi Yedinci Söz
Diyanet İşleri Dini Kavramlar Sözlüğü, İllet Maddesi
Mufti Muhammed b. Âdem, Can Women travel without a Mahram?